30 Mart 2015 Pazartesi

Bu hafta Nurzen Amuran'ın sorularını, Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Hasan Korkmazcan yanıtladı...

Bu hafta Nurzen Amuran'ın sorularını,
Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Hasan Korkmazcan yanıtladı...
İŞTE O SÖYLEŞİ:
AKP’nin uyguladığı gerilim politikaları bu kez parti içinde hakaret ve suç duyuruları içeren diyaloglara yol açtı. Siz bu çatışmaların perde arkasını nasıl yorumluyorsunuz?
AKP iktidarı merkezindeki saklanamaz hale gelen çatlaklar, Türkiye‘ye dayatılan projelerin topyekün çöküşüyle ilgilidir. Bu tartışmaların, AKP kadrolarının kişisel çekişmeleri olarak değerlendirilmesi yanıltıcıdır. Aslında bölgemizde ve Türkiye’de yaşananlar, 2000’li yıllarda Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik olarak başlatılan saldırıların başarısızlık sınırına geldiğini göstermektedir. Türkiye de inşa edilmek istenen yeni manda rejimi bütün unsurlarıyla çöküş alametleri göstermektedir. Şimdi milletimize düşen bu rejimin bütün unsurlarını etkisiz kılacak iradeyi 7 Haziran’da var etmektir. Vatanda beklenen, ülkemizde, komşularımızda ve bölgemizde barış, huzur ve refahı sağlayacak bir milli iktidardır. Türk Milleti, milli, demokratik ve devrimci birikimiyle kendi egemenliğini yeniden sağlama gücüne sahiptir.
İNSANLIK SUÇU İŞLENİYOR
Demokratik değerlerin AKP iktidarında içleri boşaltıldı veya yeni yorumlarla zorlamalarla farklı değerler benimsetilmeye çalışılıyor. Demokratik değerlerin korunmasında nasıl bir dayanışmaya gereksinim var?
AKP iktidarı süresince sadece demokratik değerlerin değil, değer kavramının da aşındırıldığına tanık olduk. Dini, ahlaki, kültürel ve sosyal her türlü kavram bu aşınma ve çürümeden payını aldı. Şimdi milletçe her türlü temel değerlerimizi yeniden inşa etmek zorunluluğuyla karşı karşıyayız. Bu zorunluluk geçmiş kuşaklara saygımızın, gelecek kuşaklara borcumuzun gereği olarak önümüzde durmaktadır.
AKP döneminde alınan her karar, insan onurunu yaralamak veya yok etmek adına yapıldı. Kumpas davaları en güzel örneği. Kimler sahip çıkacak, toplum önderlerinin bir bölümü şu anda birbirleriyle çatışma halindeler?
İnsan onuru, bütün insana ilişkin değerlerin özüdür. Onur zedeleyici her türlü uygulama insanlık suçudur. Zulmü uygulayanlar, destekleyenler ve seyirci kalanlar suç ortağıdır. İnsan hak ve özgürlüklerini hiçe sayan rejimler, sadece o rejimin iktidarını değil, eşlik eden muhaliflerini de sorumlu duruma düşürür.
Hep dile getiriyoruz, demokrasinin güçlendirilmesi için, siyasi partiler ve seçim yasasında yapılacak düzenlemelere ihtiyaç var.Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Demokrasiyi güçlendirmek benim 1969 da başlayan parlamenterlik hayatımın en belirgin uğraşısı olmuştur. 1971’deki Partiler Arası Anayasa Komisyonu Başkanlığından itibaren Türk Parlamenterler Birliği Genel Başkanlığı’na kadar siyasi partileri, standardı yüksek bir demokrasinin hukuksal temelini gerçekleştirmeye yönlendirdim. Birçok anayasa ve yasa hükümleri, öncülük ettiğim tekliflerle gerçekleşti. 1998 de Partiler Arası Uyum Komisyonu Başkanı olarak imzaladığım ve dönemin liderlerinin de imzaladığı 17 kanun TBMM’den oybirliğiyle çıktığı halde siyasi partiler ve seçim yasalarında demokratikleşmeyi öngören teklif hala ele alınamamıştır.
6-7 EKİM'DE MASKELERİ DÜŞTÜ
Bugün kamplaşmanın ayrıştırmanın siyasi bir taktik olarak kullanılması, Türkiye’nin geleceği açısından büyük bir risk oluşturmuyor mu?
Elbette oluşturuyor. Siyasi çıkarlar için toplumu bir arada tutan herhangi bir değerin kullanılması ayrışmaya yol açar. Toplumu kamplaştırmaktan yarar uman bir iktidar anlayışı milli bütünlüğe suikasttır.
Hukuk Devleti unutturuldu, kanun devleti sürecine girildi. Bu tehlikeli gelişmede sorumluluk yalnız iktidar da bulunan partinin mi, onları seçen halkın mı yoksa çeşitli dönemlerde siyaset anlayışını yozlaştıranların mı?
Hepsinin sorumluluğu var. Hukuk devletinin zedelendiği yerde demokrasiden bahsedilemez, sonunun nereye varacağı belli olmayan adaletsiz bir toplumsal çürüme süreci başlar. İçinde yaşadığımız dönem böyle bir süreçtir. İktidar, muhalefet, medya, üniversiteler ve etkinliklerini teslimiyette bulanlar, krizin ortak sorumlularıdır.
Sade bir yurttaş olarak ben artık muhalefet partilerinin birbirlerini eleştirmeleri yerine, halka ne vaat ettiklerini, projelerini öğrenmek istiyorum. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Vatan Partisi olarak aynen bunu yapmaya çalışıyoruz. Milletimize, bütünlüğümüzü her alanda sağlayacak ve üretim ekonomisiyle ekonomik egemenliğimizi kuracak milli programımızı sunuyoruz.
Geçtiğimiz günlerde Güneydoğu’ya gittiniz. Halkın gündemi yandaş medyada, AKP ve HDP’de, denildiği şekliyle siyasi mi yoksa dile getirilmeyen ekonomik sorunlar mı?
Güney Doğu ve Doğu Anadolu’ya ”Vatan Partisi Kardeşlik Bürosu” etkinlikleri çerçevesinde gittim. Mardin, Şanlıurfa, Diyarbakır, Elazığ, Malatya, Erzincan ve Erzurum illeri ve bazı ilçelerinde konferans, açılış, kurum ziyaretleri, basın toplantıları ve Vatan’a katılım törenlerinde bulundum.
Görüştüğüm vatandaşlar en çok devlet ve güvenlik boşluğundan yakınmaktadır. Artık ekonomiden işsizliğe, üretimsizlikten yolsuzluğa, her sorunun, devletin iktidar tarafından bölgede etkisizleştirilmesinden kaynaklandığı bilinci doğmaktadır. 6-7 Ekim olaylarında maskesi düşen bölücü terörün cani yüzünü bölge halkı bir kere daha acı biçimde görmüştür. Yağmalanan, kundaklanan bina ve işyerlerinin hala onarılmamış yıkıntıları arasında, yarısı komşu ülkelerden sığınmış işsizler umutsuzca dolaşmaktadır.
AB PARLAMENTOSU VE ABD MECLİSİNDE KARARGAH KURDULAR
Sözde Ermeni soykırımı adıyla yürütülen etkinlikler yeniden gündemde. 24 Nisan Türkiye aleyhine lobi faaliyetleri yürüten örgütler için istismar günüdür. Bu konuda neler diyeceksiniz?
Taşnak ve Asala terör çetelerinin lobi görünümlü uzantıları, Avrupa Parlamentosu ve ABD Temsilciler Meclisi kulislerine yeniden karargah kurdular. Yüzüncü yıl yalanına dayalı terör faaliyetleri yapışkan bir yüzsüzlükle güncel tutulmaktadır.
Aslında bunların yabancı işgalcilerin maşası olarak, Müslüman komşularına karşı etnik temizliğe giriştikleri yıl 1914’tür. Türk ordusunu arkadan vurma, vatanlarına ihanet ve devletlerine isyanın sonucu olarak yaşanan trajedilerin yüzüncü yılı geride kalmıştır. Bugünkü yalan ve iftira kampanyalarının Taşnak, Asala ve PKK cinayetlerinden farkı yoktur. Aynı karanlık, küresel yönlendirme ve projelerin eseridirler.
Günümüzde emperyalist yalana destek olan yönetici ve parlamenterler, artık doğrudan etnik temizlik canilerine diplomat katillerine ve küresel teröre alet olmaktadırlar. Gerçekle hiçbir bağı kalmamış bir iddiayı desteklemek demokratik değerleri ve parlamenterlik onurunu hiçe saymaktır.
Peki şimdiye kadar Türkiye adına neler yapıldı?
Bu konuda 2005’ten beri uyarmadığımız parlamento kalmamıştır.
Bugün ABD’deki sözde soykırım imzacılarına hatırlatıyorum: ABD Başkanlık arşivlerindeki 18/04/2005 tarihli Türk Parlamenterler Birliği’nin George W. Bush’a mektubunu ve George W. Bush ‘un cevabi mektubunu okusunlar.
Cevabi mektupta neler yazıyordu?
Bu yazışmalarda ABD görüşü özetle şöyleydi: ‘’Ortak tarihleriyle ilgili olarak Ermeni ve Türk hükümetleri ile sivil toplum aktörlerinin akademik, sivil toplum ve diplomatik düzeydeki tartışmalarını destekliyoruz”. Aradan geçen on yılda Ermeniler tartışma masasına hiç yaklaşmadıkları gibi emperyalist yalanı destekleyecek hiçbir belge gösteremediler.
Aksine milletimize atılmak istenen iftiranın temelindeki emperyalist yalan tamamen açığa çıktı.
Yalanların kırılma noktası, AİHM’de görülen Perinçek- İsviçre Davasıyla ortaya çıktı, değil mi?
Evet. Bu en önemli gelişmede, AİHM Perinçek- İsviçre Davasında iddialar, hukuken çürütüldü. Avrupa Parlamentosu üyeleri şu aşamada yargıyı etkilemeye girişerek terör destekçiliğini, Avrupa değerleriyle savaşa dönüştürmüşlerdir. Bunun tarihi sorumluluğundan kurtulamayacaklardır. Türkler için milletimize yönelik iftira kampanyasına karşı durmak, vatan savunmasıyla eşdeğerdir.
Bundan sonra neler yapabiliriz?
Bundan sonra, bizim bütün kurum ve kuruluşlarımızla, bütün üniversite ve sivil örgütlerimizle muhataplarımıza gerçekleri anlatma kampanyasına hız vermemiz zorunludur.
Kampanyanın merkezine AİHM’ deki Perinçek- İsviçre Davası alınmalıdır.
Sözünü ettiğimiz bu aydınlatma kampanyası emperyalist güçlere maşa olan insanlık dışı terör şebekeleriyle, onlara destek olan insanlığın ve kendi halklarının düşmanını, işbirlikçilerini açığa çıkarmaktır.
Dış politikada saygınlığı artan, ”yeniden danışılır” ülke haline nasıl gelebiliriz?
Türkiye Atatürk’ün” Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesine yeniden dört elle sarılmalıdır. Günümüz dünyasında dış politika sadece dışarıda uygulanan diplomatik siyaset değildir. Dış politika güvenliktir, huzurdur ve ekmektir. Atatürk‘ün barışçı, bağımsız, uluslararası hukuku esas alan ilkeleri uygulandığı sürece İngiltere’den Afganistan’a kadar iyi komşuluk ilişkileriyle kuşatılmıştı. Bugün 16 Adası işgal edilmiş, 5 komşu Büyükelçiliği kapatılmış, toprakları uluslararası terörist eğitimine açılmış, tarihte ilk defa sivil vatandaşları askeri saldırılarla kaybedilmiş sözde“sıfır sorun’’ diplomasisiyle karşı karşıyayız. Milli çıkarları ve hukuku ideolojik saplantılara feda eden dış yörüngelere takılı hiçbir uygulama ülkelere saygınlık getirmez. Verdiğiniz yanıtlar için teşekkürler. [Odatv.com]
İşte o ihanet beyanı: "Ahmet Davutoğlu’nun Başdanışmanı soykırım" dedi
Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun BaşdanışmanıEtyen Mahçupyan, İngiliz Parlamentosu’nun alt kanadı Avam Kamarası’nda ‘Ermeni soykırımıifadesini kullanıyorum. Ben bunun soykırım olduğunu düşünüyorum’ diye konuştu. AHMET Davutoğlu’nun Başdanışmanı  Etyen Mahçupyan,  “Ermeni soykırımı” dedi, PKK/PYD’nin sınırımızdaki varlığını savundu. Mahçupyan’ın İngiliz Parlamentosu’nda düzenlenen, “Türkiye’de AKP Dönemi” başlıklı toplantıdaki konuşmasını PYD Eşbaşkanı Salih Müslim’in de aralarında bulunduğu çok sayıda kişi dinledi. Mahçupyan, 1915 olaylarının “soykırım” olduğunu idda etti: “Kendimi Ermeniden çok Osmanlı hissediyorum. Milliyetçi değilim ama 1915 soykırımına konu geldiğinde, ‘Ermeni soykırımı’ ifadesini kullanıyorum. Ben bunun soykırım olduğunu düşünüyorum.”  IŞİD’e ilişkin bir soru üzerine ise Mahçupyan, Türk hükümetinin  IŞİD’i  büyük bir tehdit olarak gördüğünü dile getirerek “Türkiye, sınırında DAEŞ’in olmasındansa, Kürt bir komşuyu tercih eder. Ancak tabii bu sadece Türkler ve Kürtler anlaşabilirse mümkün olur” dedi.  
‘ERDOĞAN ÇOK KANDIRILDI’ 
Bürokratların zaman zaman siyasetçileri doğru bilgilendirmediğini belirten Mahçupyan, şunları söyledi: “Tayyip Erdoğan, Başbakanken bazen bir konuyla ilgili bir şey yapılmadığını 3-4 ay sonra öğreniyordu. Örneğin HrantDink olayından biliyorum, Erdoğan birkaç defa kendi bürokratları tarafından aldatıldı.” Mahçupyan, konuşmasında yolsuzluk tartışmalarına da değindi: “Bunlarda gerçeklik payı olsaydı sonuçlarını görmemiz gerekirdi. Ancak AKP her seçimde, CHP ve MHP’nin oylarının toplamından daha fazla oy almıştır.” 
‘24 NİSAN YAKLAŞTIKÇA TAARRUZ ARTIYOR’ 
Başbakan Davutoğlu’nun Başdanışmanı Etyen Mahçupyan’ın “Ermeni soykırımı vardır” demesi ve PKK/PYD yapılanmasını savunmasına Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı emekli Korg. İsmail Hakkı Pekin tepki gösterdi. Pekin, Doğu Perinçek’in 28 Ocak’ta AİHM’de görülen davasını hatırlatarak “1915 olayları bir soykırım değil. Bu konu AİHM’in Perinçek kararında açık ve net olarak belirlenmişti” ifadelerini kullandı.  
HRANT’IN SÖZLERİNİ HATIRLATTI 
Pekin şunları söyledi: “Etyen Mahçupyan’ın soykırım demesiyle soykırım olmuyor. Uluslararası Adalet Divanı aldığı kararda ‘Her mahkeme soykırım vardır diyemez. Ya mahalli ya da uluslararası mahkemeler bu kararı verir’ diyor. Avrupa Adalet Divanı da ‘Parlamentoların verdiği kararlar tamamen siyasi kararlardır. Bunların hukukla alakası yoktur’ ifadelerini kullanıyor. Bunlara rağmen 24 Nisan yaklaştıkça Türkiye üzerine çok büyük bir taarruz var. Hükümet bunun soykırım olduğunu mu kabul ediyor?”  
[29 Mart 2015 Pazar 05:57_63 176 1 0_İstihbarat Servisi] 

Parlâmenterlere Seferberlik Çağrısı; Hasan Korkmazcan, TPB (Türk Parlâmenterler Birliği) Onursal Başkanı, TBMM E. Başkanvekili, Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı,

Değerli Parlamenter Arkadaşım,
Milli, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne saldıranların sürekli hedeflerinden biri TBMM’dir. Çünkü TBMM, Türk Milleti’nin Milli Mücadele ile yeniden doğuşunun öncüsüdür.
Büyük  Atatürk’ün önderliğinde TBMM, milli onurumuzu, egemen, özgür ve bağımsız olarak sonsuza kadar var olma hakkımızı dünyaya kabul ettirmiştir.
TBMM ilk başkanıyla, üyeleriyle ve kurum olarak “Gazi” ünvanı taşıyan tek parlamentodur.
TBMM’nin tarihi kimliğini korumak, TBMM’nin çatısı altında görev yapan hepimizin tarih önünde borcudur.
Günümüzdeki ara rejimin yöneticileri, TBMM’nin denetim yetkisini yok saymakta, yasa yapma yetkisini ise anayasa dışı bir çoğunluk gücü olarak kullanmaktadır. Ülkemizdeki ağır ekonomik, toplumsal ve siyasi bunalımın gerçek sebebi bu çağ dışı anlayıştır.
Bunalımdan çıkış için, TBMM’nin şanlı başlangıcına uygun bir konuma kavuşturulması görevi kaçınılmaz bir seçim seferberliği gerektirmektedir.
Bu seferberlikte bütün parlamenter dostlarımın Türk Milleti’ni temsil etme onuruyla sorumluluk yükleneceklerine inanıyorum. Hepimiz TBMM’de namusumuz ve şerefimiz üzerine ettiğimiz yemine hayat boyu bağlı kalma bilincine sahibiz.
Hepinize  başarılar diler, saygılar sunarım.               
Hasan Korkmazcan
TPB Onursal Başkanı
TBMM E. Başkanvekili
Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı

4 Aralık 2014 Perşembe

Son Kale'nin Komutanı; Cumhuriyet Muhafızı, Atatürkçü, Milliyetçi Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN konuştu: "Milli bir programa ihtiyaç var."

Prof. Dr. Anıl Çeçen: Milli bir programa ihtiyaç var...
Demokratik Değerler Hareketi’nin toplantısında konuşan Prof. Dr. Anıl Çeçen “Hükümeti kuran parti de muhalefet partileri de maalesef baskı altındadır” dedi. Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN devamla:  “ Devleti kuran Atatürk’ün partisini kullanmak, iktidar partisini ise merkez sağda kurumsallaştırmak, geleceğe dönük yapılandırmak ve bu noktada geçmişten gelen merkez sağın meclise girmesini önlemek istiyorlar” dedi ve konuşmasını şöyle sürdürdü:
ADIM ADIM İZLİYORUZ
 “Demokratik Değerler Hareketi bir ihtiyacı karşılamak için ortaya çıktı. Bunu adım adım izliyoruz. Görüyoruz her gün bir parti kuruluyor. 101. Parti kuruldu; Elektronik Parti. Elektronik Parti’yi hafife almamak lazım. İtalya’da Twitter ve sosyal medyayı kullanarak 165 kişiyi bir parti meclisine soktu. Korsanlar Partisi  Almanya’da %13 oranında oy aldılar. İspanya’da da %10 civarında oy aldılar. Sanırım Emrehan Halıcı bu işleri bilen birisi olarak Türkiye’de böyle bir denemeye kalkışacak. Çünkü görüyorsunuz  Türkiye nüfusu 80 milyon. Basılan kitaplar 1000 tane zor basılıyor. Çünkü kimse kitap okumuyor. Gazete satışları düştü. Kimse gazete okumuyor.  Ama internet ve televizyon ön planda. Gelecek seçimlerde kamuoyu televizyon ve internet üzerinden oluşturulacak ve partiler böyle bir rekabet içerisinde sonuç almaya çalışacaklar.
Elektronik Parti deneyiminin ne anlama geldiğini merak ediyorsanız İtalya’ya bakın. Ben kurulan yeni partiler içerisinde Elektronik Parti’yi özellikle sosyal medyayı, özellikle Gezi Olayları’ndan başlayan hareketi kullanma noktasında ikinci bir Gezi Olayı yaratarak bir tırmanmayı kamuoyuna sergilemek ve o noktada da ceplerde hareket ederek büyük bir çoğunluğa erişmek gibi planları olduğu kanaatindeyim. Demek ki önümüzdeki seçimlerde Avrupa ülkelerinde sonuç alan Elektronik Parti hareketi Türkiye’de de denenmek isteniyor ve dengeleri bu noktada zorlayacaklar. Değerli siyasetçilerimiz Türkiye’nin birikimini burada temsil ediyorlar. Geçmişin birikimini bugüne taşıyacağız ama geleceğin dünyasının oluşumunda da teknolojiyi izleyeceğiz. Sosyal medyada mutlaka internet medyasında bizim de olmamız lazım.
Böylesine bir rekabet içerisinde sonuç almamız gerekiyor.
Siyaset sahnesinde bir boşluk var. Mevcut iktidar partisi yıpranmıştır ve küresel politikaların baskısı altındadır. O nedenle Türkiye’nin inisiyatifini kamuoyuna yansıtamamaktadır. Devleti kuran parti ve milliyetçi parti maalesef baskı altındadır. Türkiye’nin ihtiyacı olan bir çıkışı sergileyememektedirler.  Ben bu coğrafyada Amerika’nın önümüzdeki dönemde iki partili sistemi zorlayacağı kanaatindeyim. Sayın Kılıçdaroğlu’nun Diyarbakır’daki konuşması sanırım yine Alevi tabanı ve Kürt tabanı CHP üzerinden meclise taşıma planı var ki bunu Erdal İnönü zamanında SHP’ye yaptırtmışlardı. Aynı oyun gündeme geliyor. Böylece Güneydoğu halkı içerisinde bir bölücü partinin siyaset sahnesinde tırmanmasını önleme noktasında devleti kuran Atatürk’ün partisini kullanmak istiyorlar. İktidar partisini ise merkez sağda kurumsallaştırmak, geleceğe dönük yapılandırmak ve bu noktada geçmişten gelen merkez sağın meclise girmesini önlemek istiyorlar. Bu noktada da dine ağırlık veren bir merkez sağ politikayla Türkiye üzerinden İslam dünyasına yönelik plan ve projeleri zorluyorlar.
PAPA'NIN GELİŞİ VE CUMHUR BAŞKANINDAN MESAJLAR!..
Papa’nın gelişi, İslam dünyasıyla ilgili toplantıların yapılışı ve bu noktada Sayın Cumhurbaşkanı’nın İslam dünyasına mesaj vermesi ki biliyorsunuz Cumhurbaşkanı seçildiği gün Edirne’den Kars’a değil Bosna’dan Filistin’e selam verdi. Şimdi demek ki yeni bir dönem var. Bu yeni süreç içerisinde Türkiye ağırlıklı politika üretilecektir. Ama bölgesel süreç içerisinde de çok ciddi boyutlarda yeni bir durumda merkezler rekabet içerisindedir. Bir taraftan Türkiye İslam coğrafyasına dönük plan ve projelere zorlanırken, bir taraftan da Türk Dünyası’na yönelik plan ve projelere zorlanıyor. Öbür taraftan emperyal güçlerin merkezi alanda enerji hattını kontrol etmek istediklerini görüyoruz. Bütün bu gelişmeler bizi maalesef iniş çıkışlara sürüklemektedir.  Türkiye bu noktada kuruluş felsefesinden hareket ederek toparlanmalı ve bölgesel planlara karşı kendi planıyla hareket etmelidir. Ancak bu şekilde Türkiye bu coğrafyada varlığını koruyabilir. Yoksa önümüzdeki dönemde bu rekabetin Türkiye’yi zorlayacağı kanaatindeyim.
BATI ÜÇGENİNDE SİYASET
Önümüzdeki seçimlerde artık siyaset eskisi gibi bir batı üçgeninde değil ki siyaset şimdiye kadar Türkiye’de Avrupa, Amerika, İsrail üçgeni arasında yürütüldü. İsrail’i vurguluyorum. İsrail vurgulanmazsa giderek din ağırlıklı kavgaya doğru Türkiye sürüklenmektedir. Bu çerçevede önümüzdeki dönemde bir üçgenle değil ama bir dörtgenle karşı karşıyayız. Artık kuzeyde Rusya doğuda Çin devrededir. O zaman Türkiye önümüzdeki dönemde bir batı üçgeninde değil ama bir dünya dörtgeninde politikaya sürüklenecektir. Artık doğunun ve kuzeyinde ağırlığı olacaktır. Onlarda Türkiye’deki politikada etkin olma noktasında bazı partileri, bazı siyasi oluşumları destekleyeceklerdir. Siyasetin kuralı budur.  Şimdiye kadar emperyal müdahaleler batıdan geliyordu. Ama önümüzdeki dönemde kuzeyden doğudan ve güneyden de gelecektir. Bütün bu gelişmelere karşı bunları iyi değerlendiren, bir milli program şarttır. Türkiye’nin devleti güçlendirecek bir milli programa ihtiyaç vardır. Onu işte burada beraber düşüneceğiz. Mutlaka Türkiye’nin bölgesel bir plana ihtiyacı vardır. Emperyal plan ve projelere karşı B planımızı ortaya koyacağız ve dünyada gelecekte etkin mücadele alanı olan Avrasya’nın geleceğinde Türkiye’nin stratejisi yine kendi devlet ve siyasi birikimimiz doğrultusunda gündeme getirilecek ve bu çizgide bir siyasi iktidarın oluşturulmasıyla sonuç alınabilecektir. Demokratik Değerler Hareketi’nin bu doğrultuda bir ihtiyacı karşılayacağı ve Türkiye’nin ihtiyacı olan bir milli programı, milli siyaseti, milli merkez yapılanması içerisinde ortaya koyacağı inancıyla buradayım.” 
[Ankara, 04 Aralık 2014, Ulusal Haber & Ulusal Ajans] 

3 Aralık 2014 Çarşamba

Demokratik Değerler Hareketi Merkezi'nde konuşan Ufuk Söylemez: Milli cephe oluşturuyoruz & İstanbullu iş adamı Tapan, siyaset ve siyasetçi günden güne kirleniyor

Ufuk Söylemez: 
Milli cephe oluşturuyoruz

Demokratik Değerler Hareketi’nin toplantısında konuşan eski bakanlardan Ufuk Söylemez, “ Demokratik Değerler Hareketi ile Milli Merkez adını alan büyük Kuvay-i Milliye hareketinin güç birliği yapması konusundaki görüşmelerimiz iyi bir noktaya geldi” dedi.
“ Bizim amacımız Türkiye’de bir milli takımın ayağa kalkmasıdır “ diyen Söylemez, “Bu ülkenin sahipsiz olmadığını göstermek gerekiyor. O yüzden biz Milli Merkez’in bir partileşme sürecinde yapıcı rol oynayarak, kendi irademizle bir milli birlik anlayışıyla bir milli cephe oluşturabilmektir. Bu cephenin demokratik yansıması bir siyasi partiye dönüşmelidir” ifadesini kullandı. 
Ufuk Söylemez şunları söyledi:
“ Bizim yola çıkış amacımız çok farklı. Hepimizin geçmişte siyasi aidiyetleri var. Ne parlamento içinde ne de dışındaki partilerin bu 12 yıllık süreçte bu vahim gidişata karşı, millete karşı, cumhuriyete karşı görevlerini yapmadıklarını görmenin hüznü içerisindeyiz. Biz bölünme anayasası meclise geldiğinde MHP ve CHP’nin buna şiddetle karşı çıkacağını ve böyle bir komisyonun dahi oluşturulamayacağını tahmin ediyorduk. Ama gelin görün ki CHP Genel Başkanı’nın Diyarbakır’daki konuşması cumhuriyeti kuran partiyi nerden nereye savurduğunu gösterdi bize. Cumhuriyeti kuran parti cumhuriyeti yıktıracak. Emperyalizmin klasik bir oyunu bu ama bu kadar da göz göre göre yapılması gerçekten düşündürücü. Biz bu nedenle sağ sol demeden milletin kurucu değerlerine gönülden bağlı, bölünme anayasasına karşı bir büyük ittifak oluşturduk. Buna Demokratik Kuvay-i Milliye Hareketi dedik. Bu gidişat karşısında cumhuriyetin kurucu değerlerine gönülden bağlı insanların Atatürk’te birleşmesi sloganıyla bir araya geldik. Atatürk’te birleşmek demek Atatürk’ün bağımsız ve milli devletinde birleşmek demek, onun dış politikalarında birleşmek demek.
BÖLÜNME ANAYASASINA KARŞI
Bölünme anayasasına karşı örgütlü tek güç olarak ayağa kalkan bizdik. Çünkü 230 il ve ilçede çok büyük toplantılar yaptık. Şunu gördük ki Türk milleti sağ sol demeden Atatürk’te birleşme fikrine çok sıcak bakıyor. Bizim sayımız da az değil fikrimiz de güçsüz değil bu ülke de sahipsiz değil. Türkiye’de insanları Türk-Kürt diye sağ sol diye Alevi-Sunni diye ayırmak isteyen emperyalizmin oyununa karşı ilk kez milli bir takım olduk. Bizim amacımız Türkiye’de bir milli takımın ayağa kalkmasıdır. Bu ülkenin sahipsiz olmadığını göstermek gerekiyor. O yüzden biz Milli Merkez’in bir partileşme sürecinde yapıcı rol oynayarak, kendi irademizle bir milli birlik anlayışıyla bir milli cephe oluşturabilmektir. Bu cephenin demokratik yansıması bir siyasi partiye dönüşmelidir. “
İstanbullu iş adamı Tapan, siyaset ve siyasetçi günden güne kirleniyor
Demokratik Değerler Hareketi’nin toplantısında konuşan İstanbul’un genç iş adamlarından Eran Tapan , vatandaş oyumuzu kime verelim kuşkusu içinde, bu nedenledir ki acilen merkezde dört tabana dayalı bir patinin kurulmasının şart olduğunu söyledi.
Siyasetin kirlendiğine de işaret eden Tapan şunları söyledi:
“ Burada olmaktan çok mutluyuz ve heyecan içerisindeyiz. Biz yaklaşık 6 seneden beri İstanbul’da ülkenin içerisinde bulunduğu, ülkenin yönetilme şekline, despotizme, biz karar verdik yaptık oldu bittisine ve ileride çocuklarımızın bu ülkede rahat yaşayabilmeleriyle ilgili ciddi endişeleri olan bir grup genç aramızda arama konferansı dediğimiz toplantılarda buluşup Türkiye’nin gittiği istikameti tartışıyorduk. Daha sonra gezi olaylarıyla birlikte bu oluşumlarımız hız kazandı. Yaklaşık 400-450 kişilik bir ekip düzenli olarak toplantılarımızı yaptık. İçinde akademisyenler, rektörlerimiz, işadamlarımız, eski bakanlarımız var.
Ana özelliğimiz hiçbirinin siyasetle ilgilenmemizdi. Bu ülkenin farklı görüşündeki insanların bir zaaf değil bu ülkenin bir gücü olduğuna inanıyoruz. Birlik beraberlik içerisinde neler yapılması gerekildiğini düşünüyoruz. İktidara gelindiğinde halk neler yapılacağını duymak istiyor, çiftçiler, gençler, işadamları ne yapılacağını duymak istiyor. Öyle kötü bir algı var ki vatandaş şu anda sokakta oyumuzu kime verelim noktasında alternatifsiz.

Muhalefet sadece eksikleri, yolsuzlukları anlatıyor ama kendileri iktidar olursa ne yapacaklarını anlatmıyorlar. Siyasetin çok kirlendiğini görüyoruz. Siyasete giren insanlar maalesef ceplerini doldurmak için giriyorlar. Gerçek vatanseverlerde mutlaka içlerinde vardır. Ama genel anlamda siyaset kirlenmiş durumda. Siyasete girenler de o koltukları bırakmak istemiyorlar. Çünkü siyasetin dışına çıktıklarında dışarıdaki hayatlarında aynı kazançları, aynı itibarları elde edemeyecekler. Dolayısıyla o koltukları bırakmak istemeyen insanlardan oluşan bir siyasi yapı görüyoruz. Biz siyasete girmeyerek kötü insanlar tarafından yönetilmeyi peşinen kabul etmiş olduk. Çoğumuzun işi gücü yerinde ama artık bu ülke için elimizi değil vücudumuzu taşın altına koymazsak bizim çocuklarımızı kötü günler bekliyor diyerek bu işe başladık. Bu harekette de elimizden ne gelirse yapmaya hazırız.”

21 Kasım 2014 Cuma

Ali Naili Erdem: Ne Mustafa Kemal ATATÜRK'süz; Ve ne de İslam’sız bir Türkiye düşünemem...

Ali Naili Erdem: Ne Mustafa Kemal ATATÜRK'süz; Ve ne de İslam’sız bir Türkiye düşünemem...
Türk Parlâmenterler Birliği Onursal Başkanı, eski TBMM Başkan Vekili ve 4 dönem Denizli Milletvekili Hasan Korkmazcan önderliğinde, Ankara merkezli olarak faaliyet gösteren “Demokratik Değerler Hareketi”nin düzenlediği toplantıda konuşan sabık Milli Eğitim Bakanı ve halihazır Demokratlar Kulübü Başkanı Ali Naili Erdem; “Hukuk ve Demokrasi canının istediği zaman inilecek, canının istediği zaman binilecek bir tramvay değildir. Demokrasi bir başkasına ihtiyaç duyulmak suretiyle başlar. Ben bana yeterim egosu, bencillik, kişisel hırs ve ihtiras demokraside yoktur. Demokrasi sen varsan ben varım anlayışı ile başlar ” dedi.
Ali Naili Erdem (devamla) şunları söyledi:
“Ben 1947’de Ankara Cebeci ocağını kuran üniversite talebesiyim. O tarihten bu yana da Türk siyasi hayatında onurlu, sorumlu, ilkeli, dürüst ve namuslu kalarak Atatürk çizgisinde yürümüş bir insanım. 17 Temmuz 1920 ilk maarif şurası toplanır. Toplantıda hanımefendiler 3. sıradadır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk devrin Milli Eğitim Bakanına neden hanımefendiler 3. sıradadır diye sorar ve o hanımefendiler birinci sırada yerlerini alırlar. Gazi o günkü konuşmayı yapar, “Yeni yetişecek nesil fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür olacaktır.” Peki ne oldu bu nesiller? Türkiye’de çare arıyor herkes. Türkiye’de çare Atatürkçü olarak kalabilmektir. Ben içinizde en yaşlı olan adamım, hiçbiriniz benden yaşlı değil, ben 89’u bitirdim. 20 sene parlamentoda kaldım, 5 dönem bakanlık yaptım. Türkiye bizim sevdamızdır. Ne Mustafa kemalsiz, ne de İslamsız bir Türkiye düşünemem. Gazi bana ne kadar yakın ise İslam da bana o kadar yakın ve Gazi’den yola çıkarak İslam’a dil uzatanlara ve Kur’an’dan yola çıkarak Atatürk’e dil uzatanlarla beraber olamam. Gazi Mustafa kemal Cumhuriyet dedi.
Parlamentoda adamlar gördüm, mangal gibi yürekleri vardı ama beyinleri yoktu. Deryalar gibi akıllı olanlar vardı ama yürekleri çorak araziler gibiydi. Demokrasiyi yaşatmak mı istiyorsunuz; hem cesur hem akıllı adamlara ihtiyacınız var. Şu an itibarı ile size anlatmaya çalıştığım demokrasi sayısal bir kavram değildir. Demokrasi hukuksal ve ahlaksal bir kavramdır. Eğer orada hukuk yok ise, hukuka budalaların uydurması gözü ile bakılıyor ise,  ahlak benim kasamdır tabiri ile yaklaşılıyorsa, orda demokrasi yoktur. O demokrasinin içerisinde sorumluluk olacaktır, insan sevgisi olacaktır. Bugün Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu şey demokrasidir. Demokrasi canının istediği zaman inilecek, canının istediği zaman binilecek tramvay değildir. Demokrasi bir başkasına ihtiyaç duyulmak ile başlar. Ben bana yeterim egosu demokraside yoktur. Demokrasi sen varsan ben varım anlayışı ile başlar.
1215 Magna Carta İngiltere, 1789 Fransız İhtilali, 1757 Amerika İstiklal Beyannamesi, Fransa’nın dünyaya hediye ettiği 3 önemli hazine vardır; özgürlük, eşitlik, adalet. Bunları arayın da bulun Türkiye’de bakalım. Eğer bir yerde insanlar fikirlerini söyleyemiyorlar ise, sizler bir mezarlıkta yaşıyorsunuz demektir.
ATATÜRK ve Ziya KÖKALP
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, fikir babam dediği Ziya Gökalp’e soruyor;  ‘Nasıl bir Türkiye?’.  Ziya Gökalp’in yazdığı formül şudur;  ‘Türk milletindenim, İslam ümmetindenim, batı medeniyetindenim. Formül budur.
Peki, nedir burada anlatılmak istenen şey; sırtınızı batıya dönerek yaşamaya kalkarsanız, çağdaş devlet olamazsınız. Meclis kürsüsünde Gazi şunu haykırır; ‘Benim hayatta yegâne fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir.’. Türklük bir ırk meselesi değildir. Bir kültür meselesidir. Merhaba diyebilmek, sabahleyin simitçinin sesini duyabilmek, kapıdan geçen arkadaşınıza seslenebilmek, burası Muş’tur yolu yokuştur türküsünü dinleyebilmek,  Zeki Müren’den bir parçada birlikte ağlayabilmek Türklüktür.
Bunları bir araya getirebilecek bir anlayışa Türkiye’de ihtiyaç vardır. Ne oldu, neden bozuldu?. İslam’da en büyük rütbe fikirdir. Ama bankalar mâbed olalı, bizim insanımız paraya teslim oldu ve paranın açmadığı kapı kalmadı. Bir büyük talihsizliği yaşıyor Türkiye, para mı Türkiye mi sorusuna para diyor, para mı vatan mı sorusuna para diyor, para mı namus mu sorusuna para diyor, böyle bir noktaya getirdiler Türkiye’yi. Böylesine bir Türkiye’de demokrasiyi ayakta tutmaya mecburuz.    
Demokrasinin bittiği gün bizde biteriz. 
Tek kapı, gireceğiniz kapı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde var olabilmektir. Sevgili Hasan onu yapmaya çalışıyor. 40 haramiler var onları ürkütmeden oraya girebilmek büyük bir mesele. Türkiye 1739 sayılı Temel Eğitim Kanununu çıkardığım zaman, bir şeyi anlatmaya çalıştım. Batı dünyasında konuşmadığımız lider kalmadı. Bunları size şunun için söyledim; her millet kendi kültürü ile yaşar. Eğer siz kendi okullarınızda, kendi insanınızı yetiştirmezseniz başka birinin devleti olursunuz.
Fransız okullarında Japon gibi düşünen birisi yetişmez. Alman okullarında da Japon gibi düşünen yetişmez. Her millet kendi insanını yetiştirir. Hiç kimse beni yanlış anlamasın, darbeler Türkiye’yi altüst etmiştir. Ben her darbede içeriye giren arkadaşlardan birisiyim. Her darbe sonrasında birçok insan alkışlandı. Zincirbozan’da sevgili Deniz Baykal ‘Eğer 27 Mayıs tarihinde Ali Naili Erdem’in kapısının önünde bir hafta davul zurna zeybek oynatmasaydınız biz bugünlere gelmezdik.’ dedi. Çünkü birinin felaketini beklersen o felaket sana çark eder.  Öyle ise yapılacak şey, demokrasiyi ayakta tutmanın yolu, sivil ruhu egemen kılmak. Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir diyorlar, öyle mi? Ben bunu bir keresinde söyledim, karşımda Bayındırlık Bakanı vardı o tarihte ‘Hâkimiyet Allah’ındır’ dedi. Evet, Kur’an’da öyle olduğunu ben de biliyorum ama sana siyasi iktidar kimde olacak onu anlatmaya çalışıyorum dedim.  Şahısta mı olsun, ailede mi olsun, sınıfta mı olsun, milletin kendinde mi olsun, deyince; ‘Millet senin kafanda teşekkül etmiş bir evhamdan ibarettir .’dedi. ‘Peki, ne var, cemaat var, tarikat var.’ dedi.
Sevgili güzel insanlar millet kavramını yok etme noktasına sürat ile gitmekteyiz. Osmanlı’da millet yoktu. Beni lütfen yanlış anlamayın, millet kavgasını Gazi Mustafa Kemal başlattı ve bize millet olma vasfını vermeye çalıştı. Aziz ve necip Türk Milleti bunu söylüyordu.
Bir şeyin daha altını çizelim, büyük tarihçilerden biri; Osmanlı çöküyordu diyor, Tanzimat’ın aydınları da Osmanlı’nın çöküşünü seyrediyordu. Şimdi de Türkiye’de aydınlar aynı şeyi yapıyor. Millet feleğinin kaderini aziz hanımefendiler beyefendiler aydınlar çizer.
Bugün aydınlar suskun, konuşmuyorlar.
Burada yaptığımız konuşmaların bir gün inşallah gök kubbede yerini almasını temenni ederim.
Sevgili Hasan Korkmazcan çalışıyor. Allah yardımcısı olsun. Ben bir Atatürk sevdalısıyım, bir Türkiye sevdalısıyım, ben o rüzgârlarla büyüdüm ve büyüyorum. Biraz evvel söylediğim gibi haramdan uzak yaşadık, Allah’lı bir dünyada var olmanın kutsiyeti içindeyiz. Yapılan araştırmalara göre  yüzde 28 insan tarafsız şu anda. Demek oluyor ki bir boşluk var, bir beklenti var. Sandığa gideceksiniz, gitmekle de kalmayacaksınız, dostlarınızı tutacaksınız sandığa getireceksiniz. Bu yüzde 28 sizin arkadaşlarınız, bunları sandığa getirin. Demokrasinin yolu madem sandıktan geçiyor, sandığa sahip olunuz.
Ben 46 seçimlerine Demokrat Parti’nin İzmir Kemalpaşa ilçesinden girdim. Pomak Köyü vardır, bir de Boşnaklar Köyü vardır. Ben o köyde seçime girdim. Köyün ağası geldi, ne yazıyorsunuz dedi, işte zabıt tutuyoruz dedik, yırt onu dedi. Yırttılar yaz oraya dedi 168 iştirak, 168 CHP. Döndü bana ‘ Halil Efendi’nin oğlu babana söyle benim ne dediğimi anlar o’ dedi.  Bir hafta sonra babam devlet memuruydu mahkeme başkâtibi tayini çıktı, gerekçe neydi biliyor musunuz?
Memurun oğlu demokrat olmaz. Ben oradan geliyorum hanımefendiler, beyefendiler. Şimdi sevgili Esat (Kıratlıoğlu) benim kardeşim, çok güzel şeyler söyledi, yolunuz aydınlık olsun. Yeni bir oluşumun içerisinde uğraşıyormuşsunuz, hayırlısı olsun. Ben sevgili Esat gibi sizlere sadece temennide bulunur, eksik olan veya ihtiyaç duyduğunuz fikirler olursa onlara da yardım ederiz. Onun dışında bizim aktif görev almamız, hele benim almam mümkün değildir. Ama sizi desteklemekten geri kalmayız.
Ya Erdem neden böyle söylüyorsun. 3 tane evladım var. Ne olur girersem biliyor musunuz? 3’ü de devlet memuru. Biz politikadan çocuklarımıza çok çektirdik. Parlamentonun içerisinde gerçek bir milletvekili olarak haysiyetinizle ayakta kalmak istediğiniz zaman çektiğiniz ıstırabın ne olduğunu bilir misiniz?. Fevkalade zor. Ne gündüzünüz var, ne de geceniz, ne yemek saati, ne de tatil. Hiç birisi yoktu. Biz öyleydik çünkü bizi delege seçiyordu. Biz genel başkanların karşısında takır takır konuşurduk. Şimdi konuşamazsınız ki. 50-60 halkın meclisidir.60-80 delegelerin meclisidir. 80’den sonraki mecliste genel başkanların meclisidir. Genel başkana karşı çıkamazsınız. Çıkarsanız kapıya konulursunuz ve bunun adı demokrasidir. Demokrasi düşündüğünüzü rahatça söylemektir. Dostoyevski harika bir roman yazmış. Diyorlar ki; Çar seni takdim edecek. Çar’ın huzuruna çıkıyor. Çar; ‘Dile benden ne dilersen.’ diyor. Dostoyevski; ‘Suallerime cevap.’ diyor. Öyleyse demokrasiyi yaşatmak istiyorsak, birey şaheserdir.
Kur’an baştan sona insandır. Bunları şunun için anlatıyorum, sevgili Hasan’ın ve sizlerin hepinizin yolunun aydınlık olmasını Cenab-ı Hakk’tan diliyorum. Size duamız eksik olmayacaktır, temennim eksik olmayacaktır,  sıkıştığınız anda tecrübelerimden yararlanmak istediğinizde amenna der destek veririm, başımın üzerinde yeriniz var.”

15 Kasım 2014 Cumartesi

YENİ BİR PARTİ UFUKTA, (DEMOKRATİK DEĞERLER HAREKETİ) HASAN KORKMAZCAN GELİYOR… BAYKAL VE ARINÇ'A DİKKAT!

YENİ BİR PARTİ UFUKTA, HASAN KORKMAZCAN GELİYOR…
BAYKAL VE ARINÇ'A DİKKAT!
Mehmet Necati GÜNGÖR
Yeni bir parti daha yolda…
Bu da Hasan Korkmazcan'ın partisi.
Bu gün yarın açıklanır.
Ciddi bir alternatif olmayınca pıtrak gibi partiler türüyor.
Ancak, hiç birisine şans tanınmıyor.
Hatta bunlara “pazarlık partileri” diyenler de var.
Açalım:
Seçimler yaklaştığında bu partilerin kurucuları, kendilerini parlamentoya taşıyabilecek pazarlıklarla meşreplerine uygun ana partilerde yer alabilirler.
Sağcılar MHP ile, solda olanlar CHP ile...
Hesapları bu olsa gerek.
Böyle bir uyanıklığa ana partiler yatar mı, biraz zor görünüyor. Bagajlarında yer yok gibi.
PARTİCİLİK OYUNU
“Particilik oyunu”dur, isteyen istediği parti ile oyalansın bakalım.
Biz, iktidarın ve ana muhalefetin durumuna bakalım:
Bir: 
ABD'nin Tayyip beyi artık istemediğine dair rivayetler bazı ABD mahfillerinde açıktan açığa dillendirilmeye başlandı.
İki: 
Davutoğlu formülü tutmadı. Anketlerde AKP'nin oy kaybına uğradığı görülüyor.
Üç: 
Saray AKP'yi fena vurdu. Hem Batı basınında, hem iç kamuoyunda tepki ve alay konusu.
ABD'nin hesabında CHP-MHP koalisyonu oluşturmak gibi bir projenin olduğu dillendiriliyor.
Mevcut durumla bunun olamayacağı da görülüyor.
MHP oylarında herhangi bir düşüş yok ama, CHP'nin içi karışık. Bu da sandığa yansıyacak gibi.
Dersim özrü CHP'yi epey karıştıracak.
Bu durum, CHP'nin aslına dönmesi yönündeki hareketlenmeleri daha ritimli hale getirebilir.
Tabii, akla ilk gelen Baykal.
“Tecrübesi ve milli duruşuyla Baykal bu günler için lazım” diyenlerin sayısı CHP içinde de, dışında da artıyor.
Baykal'ın yürüyüşüne dikkat! Yeniden partinin başına getirilebilir.
Yeni ve ani bir kurultayla...
Zira, CHP'de karnı guruldayanların sayısı bir hayli fazla.
“Guruldama” başlayınca “kurultay”lar toplanıyor.
Gelelim iktidar partisine:
Evet, Davutoğlu tutmadı.
Parti içinde Davutoğlu'na karşı homurdanmalar var.
Tayyip beyin bıraktığı boşluk önümüzdeki günler, ya da haftalarda daha büyük çalkantıları ortaya çıkarabilir.
Bunun işaretlerini “partinin vicdanı” diye tanımlanan Bülent Arınç'ın bazı beyanlarından anlıyoruz.
Arınç açıkça yolsuzluklara ve israfa, özellikle de bu devasa sarayın yapımına dokundurmalarda bulunuyor.
Bunlar, örtülü eleştiriler.
Niyet açığa çıktıkça, eleştirilerin dozu artabilir.
Sözün kısası; Davutoğlu ile olmadığını gören partinin ağır abisi liderliğe oynayabilir.
Ancak, burada da Tayyip bey faktörünü unutmamak gerek.
Arınça'a yol verir mi?
Bülent beyin omurgasını birkaç darbe ile eğik hale getiren de o değil miydi?
Bekleyip, göreceğiz.

12 Kasım 2014 Çarşamba

TÜRK DÜNYASI KURULTAYI 2014, “Türk Dünyası Kurultayı 2014” Afyon’da yapıldı

TÜRK DÜNYASI KURULTAYI 2014
“Türk Dünyası Kurultayı 2014” Afyon’da yapıldı
Türk insanı, Türk dünyasının derlenip toparlanmasının (adalet, huzur iklimi) ve dünya barışının teminatıdır. Türk Dünyasında alfabe birliğine ihtiyaç vardır.
HASAN
KORKMAZCAN
Millet Derneği tarafından düzenlenen “Türk Dünyası Kurultayı 2014” Afyonkarahisar da gerçekleştirildi. Kurultaya; Millet Partisi Genel Başkanı Aykut EDİBALİ, eski bakanlardan Halil Şıvgın, Prof. Dr. Abdülhaluk Çay, Prof. Dr. Enis Öksüz, TBMM eski Başkanvekillerinden Hasan Korkmazcan, Prof. Dr. Salih Aynural, Prof. Dr. Zekeriya Kitapçı, Prof. Dr. Ekrem Sarıkçıoğlu, Avrasya Dernekleri Genel Başkanı İsmail Cengiz, Türk Dünyası Derneklerinin temsilcileri ile kalabalık bir topluluk katıldılar.
Edibali, Türk Dünyasının Aksakallısı seçildi
Kurultayda Türk Dünyasının problemleri ve çözüm yolları üzerinde eski bakanlar, akademisyenler ve dernek temsilcileri tebliğlerini sunarken biran önce Türk dünyasının aralarındaki problemleri çözerek birlikte hareket etmeleri gerektiğini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin de Türk dünyasındaki gelişmelere daha duyarlı bir şekilde yaklaşmasını, problemlerin çözümü konusunda daha aktif rol üstlenmesi gerektiğini belirttiler. Kurultaya tebliğ sunan konuşmacılar Türk Dünyası konusunda hassas davranan ve kamuoyunun dikkatini Türk dünyası üzerine çekmek için gayret gösteren Millet Partisi Genel Başkanı Aykut Edibali’yi Türk Dünyasının aksakallısı olarak seçtiklerini ilan ettiler.
Kurultayda konuşan Edibali, Türk dünyasının meselesi Türkiye’nin meselesidir diyerek, Türk dünyasında yaşanan olaylara seyirci kalamayacağımızı işte, fikirde, düşüncede birlik sağlanarak Türk dünyasının İslam’a ve insanlığa hizmet için yeniden canlanması gerekmektedir. Adriyatikten Çin seddine kadar 21. Asır Türk asrı olacaktır. İnsanlığın huzur ve barış içinde yaşaması için Türk dünyasının önce problemlerini çözmesi sonra da hakimiyetini kurması gerekmektedir. Türk insanı Türk dünyasının derlenip toparlanmasının ve dünya barışının teminatıdır.
Türk gücü ortaya çıkmasın diye İran’da bölücü faaliyete müsaade edilmez
Prof. Dr. Salih Aynural Türk gücü ortaya çıkmasın diye İran’da bölücü faaliyete müsaade edilmediğini belirterek güçlü Türkiye’nin etki edeceği alanları misalleri ile anlatarak şunları söyledi:
Türk dünyası çok zengin ve geniş bir coğrafyadır. Maalesef bu coğrafyadaki geniş aile yeterince birbirlerini tanımamaktadırlar. Öyle bir imaj yaratıldı ki Türkiye’nin dışında bir Türk yok. Şu anda bunun sıkıntılarını yaşıyoruz. Güçlü bir Türkiye olduğu halde problemlerin çözüleceğine inanıyorum. Güçlü Türkiye’nin etkili olacağı alan Balkanlardan Avrupa’ya, Ortadoğu’dan Türkistan’a kadar geniş bir alanı kapsamaktadır.
Amerika ile İran birbirlerine düşman gibi gözükmektedirler. Ama masa altında müttefiktirler. Amerika İran’ın parçalanmasını istemez. Dikkat ederseniz İran’da bölücü bir faaliyet gözükmemektedir. Sözde biz müttefikiz İran ise düşman. İran orada denge unsurudur. İran parçalanırsa Balkanlardan Kafkasya’ya kadar Türk varlığı kendini hissettirecektir. Bunu istemezler. Bunun için de İran’da bölücü faaliyetlere müsaade etmezler. İran’da yüzde 45 Türk nüfus bulunaktadır. Kimse buna dikkat etmez.
Türkiye güçlendiği takdirde etki alanında bulunan coğrafyada birlik beraberliği meydana getirirse süper bir güç olacaktır. Bunu istemeyen güçler Türkiye’nin başına değişik belalar sarmaktadırlar. Provokasyona gelmeden birlik beraberliğimizi sağlamak gerekmektedir.
Doğu Türkistan’ı haritadan yok etmek istiyorlar
Doğu Türkistan’ı temsilen kurultayda konuşan temsilci 1949 yılında Çinlilerin nüfusu %3 iken bugün %45 olmuştur diyerek şunları söyledi: Doğu Türkistan 30 milyonun üzerinde nüfusa sahip olan bir yerdir. Bugün Çin işgali altındadır. Çin dilimizi değiştirmeye kalktı. Türklüğümüzü yok etmeye çalıştı. Ama Doğu Türkistanlılar buna izin vermeyecektir. Doğu Türkistan’ı haritadan yok etmek istiyorlar. Türklerin ikiden fazla çocuk yapmasına izin vermiyorlar. Çocuklar kaçak yollardan dağlarda Çin yönetiminden habersiz olarak dünyaya getirilmektedir. Yeni doğan bu çocuklara kimlik verilmemektedir. Eğitimden sağlığa hiçbir hakları yoktur. 18 yaşından küçüklerin camiye girmesi yasaktır. İslam’a uygun giyinen kadınların devlet kurumlarına girmesi yasaktır. Bir mahalleden diğer mahalleye giderken yetkililerden izin almak gerekmektedir.
Doğu Türkistan’da yaşanan insanlık dışı uygulamaların biran önce son bulması için yetkililerimizin harekete geçmesi gerekmektedir.
Suriye’de Türkiye’nin Garantörlüğünde özel kanton bölgeler oluşturulmalı
Suriye Türkmenleri adına konuşan Bekir Atacan Suriye nüfusunun %80’i Türk kökenlidir. Suriye İstiklal Marşının yazarı da bir Türk’tür diyerek Suriye’de yaşanan olayları değerlendirdi. Türklerin yoğun olduğu bölgelerde Türkiye’nin garantör olduğu özel kanton bölgelerin oluşmasını sağlamak gerekmektedir. Bunun sağlanması ile Türkiye’nin bölünmesi engellenecek ve bölgede Bağımsız Kürdistan’ın kurulması engellenmiş olacaktır.
Suriye Türkmenlerinin problemlerini anlatan dernek temsilcileri Suriye Türk dünyasının kanayan yarasıdır diyerek bize sahip çıkmazsanız gün gelecek orada bir Türk bulamayacaksınız dediler. Onlarca köyümüz katliama uğradı. Türk kamuoyuna orada yaşayan Türklerin derdini anlatamadık. Türkmenler 9 ay Türk sınırında bekletildiler. Kürtler ise 9 saat bekletildi. Bakan geldi onları karşıladı. Peşmergeye yapılan muamele maalesef Türkmenlere yapılmamaktadır.
Nogay Türkleri adına konuşan Veysel Demir 500 yıldır devletsiz yaşamaktayız diyerek esir Türklerin bir tek devleti vardır o da Türkiye Cumhuriyetidir. Esir Türklere ve Türk dünyasına yardımcı olmak üzere Türkiye Güçlü olmak zorundadır.
Bulgaristan’dan Türk kalmak için göç ettik
Bulgaristan Adalet Federasyonu Başkan Yardımcısı Nesrin Sipahi Kıratlı, Bulgaristan Türklerinin yaşadıkları problemleri dile getirerek şunları söyledi; Bulgaristan Balkanlardaki Türk nüfusunun yoğun olduğu bir ülkedir. 1972 yılında yaşanan göçü bugün hatırlatmak isterim. Bu göç milli ruhun göçüdür. Sadece Türk kalmak için göç ettik. Milli şuurumuz için göç ettik. Biz 1972 de iyi bir durumdayken, refah seviyemizin yüksek olduğu bir dönemde iken göç ettik. Türkiye’ye geldiğimiz zaman ekonomik sıkıntılar yaşadık. Türkiye’nin değerini burada yaşayanlar iyi bilmelidir. Unutmayalım ki gideceğimiz başka bir yer yoktur.
Türk Dünyasında alfabe birliğine ihtiyaç vardır
Prof. Dr. Zekeriya Kitapçı Türk milleti Allah’ın katında emanete sahip çıkmanın adıdır. İslam’a en büyük hizmeti yapan Müslüman Türk milletini anlamak için Kur’an’da ve Hadislerde ifade edilen mesajlar iyi anlaşılmalı ve iyi değerlendirilmelidir. Kur’an ve Hadisler iyi incelenirse Tük milleti daha iyi anlaşılır.
Prof. Dr. Enis Öksüz alfabe birliğine dikkat çekerek şunları söyledi: Türk dünyasında akılları birleştirip ortak aklı bulmak için alfabe birliğine ihtiyaç vardır. Bu bir zarurettir. Bunun kıymetini bilelim.
TBMM eski Başkanvekili Hasan Korkmazcan, Türkleri belli bir bölge sınırlandırmadan geniş açıdan değerlendirmek gerekir. Kurultayımız Dünya Türklüğünün kurultayıdır. Olaylara bu gözlükten bakmazsak dünyaya barış gelmez.
Sağlık eski bakanı Halil Şıvgın Türk dünyasını unutturmak, gizlemek ve yok etmek isteyen batılılar coğrafyamıza Orta Asya demektedirler. Bu oyuna gelmemek için Orta Asya yerine Büyük Türkistan tabirini kullanmalıyız. Türklerin Meskenova olarak isimlendirdiği yer bugün Moskova olmuştur. Otun bitkininin yetişmesine elverişli olmadığı için yeryaban dediğimiz yer Erivan olmuştur.
Milli bir dış siyasetimiz yok
Avrasya Dernekleri Genel Başkanı İsmail Cengiz yeraltı ve yer üstü kaynakları bakımından oldukça zengin 10 milyon kilometrekarelik geniş bir coğrafyamız var. Potansiyelimiz var. Ama bu potansiyele uygun milli bir dış siyasetimiz yok. Suriye’den kaçan, ülkesini savunmaktan aciz insanlara kucak açtık. Neden Suriye’den kaçan Türkmenlere sahip çıkmıyoruz? Suriyeli mültecilere bir kimlik kartı veriyoruz. Bununla tedavi olabiliyorlar. Ama halen Türkmenlere bu hak verilmiyor. Türkmenler yabancı muamelesi görüyor. Nasıl yezidilere, peşmergelere el uzatıyorsak Türkmen kardeşlerimize de el uzatmak insani bir görevdir.
1990’a kadar Türkiye’nin Türk dünyası politikası yoktu
Ortadoğu’nun İngiliz politikasının bir çocuğu olduğunu belirten Devlet eski bakanlarından Prof. Dr. Abdülhaluk Çay, Ortadoğu’da izlenen politikayı Birinci dünya harbinde İngiliz dış işleri bakanı belirlemiştir. Ürdün, Lüban, Suriye… kısaca körfez ülkelerinin bayrakları dahi o dönemde Ortadoğu politikasını belirleyen İngiliz bakan tarafından çizilmiştir.
1990’a kadar Türkiye’nin Türk dünyası politikası yoktu. 1944 yılında Türkiye’ye iltica eden 417 Azeri Türk’ü Sovyetlere iade edildiler. İade esnasında sınırın hemen öbür tarafında gözlerimizin önünde ilk iade edilenler kurşuna dizildiler. İadeyi gerçekleştiren komutan durumu Ankara’ya bildiriyor. İkinci grubu iade etmeyelim gözlerimizin önünde kurşuna dizdiler, dedi. Ama Ankara’nın cevabı derhal onları da iade edin oldu. İkinci grupta iade edilince gözlerimizin önünde onlarda sınırın öbür tarafında kurşuna dizildiler.
Alman ordusu tarafından esir alınan Türkler kendilerinin Türkiye’ye iade edilmelerini istediler. Almanlar ’da Türkiye’ye soralım isterlerse sizi oraya gönderelim dediler. Ankara bizim sizin elinizde bulunan vatandaşımız yok diyerek kabul etmediler. Türkiye o kardeşlerimizi kabul etmediği için onlar da Almanya’da idam edildiler. Türkiye’nin bir Türk dünyası ile ilgili politikası olsa idi bu acıları yaşamazdık.
Haber Tarihi: 12.11.2014 (http://www.milletdernegi.com/haber.php?haber=turk-dunyasi-kurultayi-2014&hno=158#sthash.P5Cqgcsn.dpbs)